yeni defter
10 Nisan 2007
“ Ş a r k A h l â k ı “
Cengiz İlhan
Zor bir konu; “Siyasal Ahlâk ve Siyasal Ahlâksızlı- ğın”① araştırılması,irdelenmesi kolay değil, hele,konuya zeminde , siyasi ahlâkın ülkemizde son on yılda yozlaştığı gibi bir tezden hareket ederek yaklaşırsanız,bilimsel objektifliği koruyabilmeniz, en az, çizginizi güncel siyasi tartışmaların,seçim sloganlarının tuzaklarına düşmeden sürdürebilmeniz daha da zor. Hemen her dönem ülkemizde siyasal ahlâk tartışması yapılmış,iktidarlar yandaşlarına çıkar sağlamak,devlet nüfuzunu kötüye kullanmakla suçlanmıştır. Siyasal ahlâkın,doğruluk,fazilet,görev sorumluluğu ve bilinci,güçlüden değil zayıftan yana olmak v.b gibi diğer önemli boyutları üzerinde duran,varsa bile, çok azdır. Bütün sorun kurulan ilişkiler,sağlanan çıkarlardır.
“Şark ahlâkı doğruluğu ve fazileti gayet dar bir ölçüde benimser. Hususi ve şahsi ayıplar ve menfaate ait yolsuzluklar için müsamahasızdır. Ancak ne yalanı ne de zulmü ahlâksızlık sayar” (Falih Rıfkı Atay) ②
“Bu uğurda – yurdu kurtarmak ve meşrutiyetle başlayan yenileşme ve yükselme hareketini başarıya götürmek – her şey onun gözünde – Talât Paşa – sakıncasızdı. Çok temiz ahlâklı bir adam olduğu halde,hükümet ve siyasa işlerinde yalan söylerdi. Atlatmak hususunda büyük bir ustaydı.” (Hüseyin Cahit Yalçın) ③
Örneği yine Falih Rıfkı Atay veriyor:
“...Talât Bey,meşrutiyetin bir çok adamları gibi şarklı,üstünde Tanzimat cilası bile olmayan bir şarklı idi. Bir gün yine kalemden çağırmıştı. Yanında bir müracaatçı vardı.
- İzmit mutasarrıfına bir mektup yazınız. Beyefendinin işini yapmasını,mutlaka yapmasını tavsiye edeniz demişti.
Yazıp götürdüm. İmzaladı,adamcağız mektubu aldı ve teşekkürler ederek gitti. Biraz sonra nazırın yine beni istediğini söylediler. Gittim : - İzmit mutasarrıfına bir şifre yaz. Gönderdiğim mektubun bir ehemmiyeti yoktur,diye bildir,dedi.”④
Bu tutum,sanırım,toplumumuzun büyük bir bölümü tarafından onaylanmaktadır,hatta, bürokratlar,politikacılar tarafından ince bir beceri,bir ustalık örneği olarak da kabul edilebilir.
Üzerinde durulan,hararetle tartışılan nüfuz suiistimali,irtikâp,rüşvet,yandaşlarına çıkar sağlama benzeri,siyasi ahlâktan çok genel ahlâkın çerçevesine giren ,çoğu suç oluşturan “şahsi ayıplar ve menfaate ait yolsuzluk” lardır. Bu gün , kim bilir kaçıncı defadır, “Siyasi Ahlâk Yasası” tekrar gündemdedir. Tabii bu; siyasi ahlâk tartışması açanlarla bu tartışma ve suçlamalara katılmayanları, farkında olarak veya olmayarak,siyasal ahlâkın,doğulu “şahsi ayıplar ve menfaate ait yolsuzluklar” içeriğinde birleştirmektedir.
Böylesine çok yönlü bir konuda,insanın etkilenmemesi mümkün olmayan güncel olaylar,yolsuzluk iddiaları içersinde kim ne kadar doğruyu bulabilir. Bu ayni zamanda bu konuda fikir yürütmeğe çalışan bir çok kimse için,örneğin benim için de böyledir. Ama böyle bir çalışma gereklidir de, konunun netleşmesi başka türlü mümkün olmayacak ,sorunun hangi ya da kimin döneminde siyasal ahlâksızlığın daha çok arttığı gibi yüzeysel,seçim sloganı niteliğinde çerçevelerin dışında ele alınması, tartışılması ,anlaşılması sağlanamayacaktır. “Türk parlamentosu ,Türk toplumunun kaymağı değildir,kesitidir.”(Ferruh Bozbeyli) ⑤ Ayrıca,toplumumuzun,insanlarımızın davranış biçimlerini, değer yargılarını ,ilişkilerini kavramağa çalışmanın yollarından birisi de budur. Kanımca Türker Alkan’ın kitabı her iki bölümüyle (Türken Alkan’nın özgün çalışması birinci bölüm ile konu ile ilgili “Bildiriler” ve bildirilerin tartışıldığı ikinci bölüm) bunu başarmış,bilimsel çizgiyi kaybetmeden konuyu bütün yönleri ile gündeme getirmiş,tartışmaya açmış,irdelemiştir.
Ahlâk kurallar,moral değerler iktidarlara göre değil çağlara göre oluşur,belirlenir, değişir. İnsanların davranış biçimleri,moral değerleri,elbette,siyasi iktidarlara göre beş on yılda değişecek şeyler değildir. Bir iktidarın bir başka iktidara göre nüfuz suiistimallerine,yiyiciliğe daha çok imkan tanıması ise bir ahlâk sorunu olmaktan çok,idari,siyasi bir sorundur. Bu noktadan hareket edince varılacak durak tarihseldir. Araştırılması gereken Dr. Metin Heper’in yaptığı gibi “Türkiye’de Siyasi Ahlâkın Tarihsel Boyutları” dır.(6) Ama önce kendimizi,bilinç altımızı, geçmiş özleminden,-bu özlemde seçkinci bir anlayış yok değil- arındırmamız gerek. Maalesef Cumhuriyet dönemi örnekleri de,Osmanlı dönemi örneklerinden pek farklı değildir.
“(...) Bir gün Hâkimiyeti Milliye gazetesinde oturuyordum. Çankaya’daki evimi kiralayan Çek Sefiri beni görmeğe geldi. Biraz hoş beşten sonra dedi ki;
- Bizim Skoda firmasını biliyorsunuz. Bu firmanın Türkiye mümessili Sabur Sami Bey’dir. Bize söylediklerine göre kendisinin siyasi nüfuzu olmadığı için firmanın işlerini yürütemeyecektir. Onun yerine siyasi nüfuz sahibi bir kimsenin bulunmasını bana yazdılar. Aklıma siz geldiniz. Gazinin arkadaşısınız. Gazetesinin başındasınız. Lütfen bu mümessilliği kabul etmez misiniz?
Hepsinin asılsız olduğunu (...) anlatmağa çalıştım.
Bir gün Milli Savunmanın bir eksiltmesine katılan iki rakip firmadan ikisinin de temsilcisinin ayni milletvekili olduğu görülmüştü. "
...............
“(…) Rejimden hava parası vurmak hırsı nüfuz satıcılarını o kadar bürümüştü ki,bir gün Atatürk’ün kızıp yanına sokmadığı bir şahısla nüfuzlu dostlarından birisi arasında şöyle bir pazarlık yapılmıştı: Dostu bir kolayı bulup o şahsı sofraya davet ettirecek ve sofrada bir kolayına getirip,Atatürk’ün elini öptürerek affettirecekti. Busenin ücreti on bin lira idi. Meseleyi duyan bir arkadaşın tarizli müdahalesiyle bu kârlı iş son dakikasında akim kalmıştı.”
......................
(…) Hiç unutmam Hakimiyet-i Milliye gazetesindeki odamda oturuyordum. Başyazarlardan ve Banka idare Meclisi Reisi Siirt Milletvekili Mahmut yanımdaki odada çalışırdı. Arada kapı yoktu. Beraber konuşurken İstanbullu sigorta müdürünün geldiğini haber verdiler (Reasürans imtiyazını siyasi nüfuz yoluyla sağlayan Levanten sigorta müdürü) Pek neşeli müdür,Mahmut’un masası üzerine üç zarf bıraktı.
- Bu zat-ı âlinizin, bu (.......) Beyefendinin,bu da (........) Beyefendinin,dedi. Bu zarflar hisse senedi dolu idi.” (Falih Rıfkı Atay) ⑦
Doğrusu tarihsel olarak davranış biçimlerimizi,toplumsal ilişkilerimizi araştıran çalışmalar,belki de ben bilmiyorum,öyle çok değil. Nasıl insanlar olduğumuzu bilmediğimiz gibi bu konuda pek de kafa yormuyoruz. Ama kesin olan bir şey var,doğu ahlâkının gereği olabilir,”Eski Türk Seciye ve Ahlâkı” nda düello ve intihar yoktur. ⑧ Kitabın yazarı İ.H. Danişment’e göre bu bir meziyettir. Şüpheliyim; düello da intihar da bireyin bireysel onurun somut biçimde sergilenmesidir,bir başka değişle bireyciliğin en somut göstergesidir. Bu şüphesiz, Dr. Metin Heper’in ifadesiyle toplumumuzda tarihsel boyutlarda bireyin ,bireyciliğin bulunmadığı anlamına gelmektedir. Konuşmacının; “Türkiye’nin siyasal gelişmesinde kendi değerlerini topluma empoze eden gerçek bir aristokrasi ve burjuvazi gelişmemiştir. Örneğin aristokrasiye ait olan şeref kavramı ve burjuva değerleri olan verimli çalışma ve çalışkan olma gibi kavramlar Türk kültürüne yabancı unsurlar olarak kalmışlardır.” ⑨ görüşünü doğrulamaktadır. Moral değerler uğrunda fedakârlıkta bulunmayı,az veya çok sıkıntılara katlanmayı göze alacak kişiler,kanımca,toplumumuzda öyle pek fazla değildirler. Bunu yapanlar da hoş karşılanmamaktadır. İtiraz etmeyen,karşı çıkmaktan ,açık konuşmaktan çekinen,hatta itiraz edenleri,açık konuşanları biraz şüphe, daha çok endişe ile karşılayan bir halkımız olduğu muhakkaktır.
Stanford SHAW “ Osmanlı toplumunda kişisel ilişkiler ve davranışların temellerini “ birisi “had” diğeri “intisap” olmak üzere iki temel kavrama bağlıyor, kişiler ancak “had”leri ile sınırlı olmak üzere özgürdürler diyor, şöyle devam ediyor: “Kişisel had’lerin sınırları yazılı olmadığı için ,belirli bir hak ya da güç başka birisi tarafından gasp edilmişse ,buna şu veya bu yolla karşı konulmadıkça ,bu hak kaybedilmiş kabul edilirdi. Ancak Batı‘dakinin aksine , Osmanlı toplumunda kişisel onurun böyle çiğnenmesine tepki saldırganın ve saldırıya uğrayanın izafi mevkii ve gücüne sıkı sıkıya bağlıydı. Bir insanın onuru daha üst rütbedeki birisi tarafından çiğnenmişse, toplum intikamın o an için imkansız olduğunu kabul eder ve hakkı çiğnenin toplumsal yerini koruyabilmesi için göstermelik bir protestosunu yeterli kabul ederdi. Hakkı çiğnenen adamın gülümseyip de intikamını alması için düşmanının zayıf düşmesini beklemesini Osmanlı toplumu onaylamaktaydı.
Osmanlı düzeni içersinde kişiler arasındaki ilişkilerin çoğu güçlü bir insanla zayıfı arasındaki anlaşmadan doğan zımni bir ilişki olan intisap yolu ile yürümekteydi. Zayıf olan güçlünün servet ve mevkiini artırmak için kendisini tümüyle güçlünün emrine verir,güçlü de iktidar ve servet yükselişinde zayıfı koruması altına alır,ama hep kendisinden düşük mevkide tutardı.” ⑩
Dr. Metin Heper’in belirttiği batı aristokrasinin “şeref” kavramı yerine “had” kavramını, burjuva değeri “çalışma,çalışkan olma” kavramı yerine “intisap” kavramını yerleştirince ,yanlız tarihi değil,günümüzün çoğu olayları da açıklamasını bulmaktadır.
Hangisi doğru ? Bu,batı veya doğu,bakış açınıza bağlı. Kanımca yanlış olan böyle bir değerlendirme yapmaktır. Türker Alkan’ın kitabında bir çok yerde vurgulandığı gibi her topulumun kendisine göre ahlâki değerleri ,kuralları vardır. Toplumlar da ,aynen insanlar gibi,kendi hayatlarını yaşarlar. Sorun siyasal değil toplumsaldır.
..........................
(1) Türker ALKAN. “ Siyasal Ahlâk ve Ahlâksızlık” Bilgi Yayınevi 1993
(2) , (4) F. R.ATAY “Zeytindağı” S.24
(3) H.C. YALÇIN “ Siyasi Anılar” S. 148
(5), (6), (9) ) Türker ALKAN. “ Siyasal Ahlâk ve Ahlâksızlık” Bilgi Yayınevi 1993
(7) F. R.ATAY “Çankaya” cilt .2 s. 424,426,427. Dünya Yayınları
(8) S. SHAW “ Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye” cilt. 1 . s 233-234
(10) İ. H. DANİŞMENT “Garp Menbalarına göre Eski Türk Seciye ve Ahlâkı “
“Pazar Postası” 7. Mayıs. 1994 Sayı 20. Sayfa. 12
Cengiz İlhan
Zor bir konu; “Siyasal Ahlâk ve Siyasal Ahlâksızlı- ğın”① araştırılması,irdelenmesi kolay değil, hele,konuya zeminde , siyasi ahlâkın ülkemizde son on yılda yozlaştığı gibi bir tezden hareket ederek yaklaşırsanız,bilimsel objektifliği koruyabilmeniz, en az, çizginizi güncel siyasi tartışmaların,seçim sloganlarının tuzaklarına düşmeden sürdürebilmeniz daha da zor. Hemen her dönem ülkemizde siyasal ahlâk tartışması yapılmış,iktidarlar yandaşlarına çıkar sağlamak,devlet nüfuzunu kötüye kullanmakla suçlanmıştır. Siyasal ahlâkın,doğruluk,fazilet,görev sorumluluğu ve bilinci,güçlüden değil zayıftan yana olmak v.b gibi diğer önemli boyutları üzerinde duran,varsa bile, çok azdır. Bütün sorun kurulan ilişkiler,sağlanan çıkarlardır.
“Şark ahlâkı doğruluğu ve fazileti gayet dar bir ölçüde benimser. Hususi ve şahsi ayıplar ve menfaate ait yolsuzluklar için müsamahasızdır. Ancak ne yalanı ne de zulmü ahlâksızlık sayar” (Falih Rıfkı Atay) ②
“Bu uğurda – yurdu kurtarmak ve meşrutiyetle başlayan yenileşme ve yükselme hareketini başarıya götürmek – her şey onun gözünde – Talât Paşa – sakıncasızdı. Çok temiz ahlâklı bir adam olduğu halde,hükümet ve siyasa işlerinde yalan söylerdi. Atlatmak hususunda büyük bir ustaydı.” (Hüseyin Cahit Yalçın) ③
Örneği yine Falih Rıfkı Atay veriyor:
“...Talât Bey,meşrutiyetin bir çok adamları gibi şarklı,üstünde Tanzimat cilası bile olmayan bir şarklı idi. Bir gün yine kalemden çağırmıştı. Yanında bir müracaatçı vardı.
- İzmit mutasarrıfına bir mektup yazınız. Beyefendinin işini yapmasını,mutlaka yapmasını tavsiye edeniz demişti.
Yazıp götürdüm. İmzaladı,adamcağız mektubu aldı ve teşekkürler ederek gitti. Biraz sonra nazırın yine beni istediğini söylediler. Gittim : - İzmit mutasarrıfına bir şifre yaz. Gönderdiğim mektubun bir ehemmiyeti yoktur,diye bildir,dedi.”④
Bu tutum,sanırım,toplumumuzun büyük bir bölümü tarafından onaylanmaktadır,hatta, bürokratlar,politikacılar tarafından ince bir beceri,bir ustalık örneği olarak da kabul edilebilir.
Üzerinde durulan,hararetle tartışılan nüfuz suiistimali,irtikâp,rüşvet,yandaşlarına çıkar sağlama benzeri,siyasi ahlâktan çok genel ahlâkın çerçevesine giren ,çoğu suç oluşturan “şahsi ayıplar ve menfaate ait yolsuzluk” lardır. Bu gün , kim bilir kaçıncı defadır, “Siyasi Ahlâk Yasası” tekrar gündemdedir. Tabii bu; siyasi ahlâk tartışması açanlarla bu tartışma ve suçlamalara katılmayanları, farkında olarak veya olmayarak,siyasal ahlâkın,doğulu “şahsi ayıplar ve menfaate ait yolsuzluklar” içeriğinde birleştirmektedir.
Böylesine çok yönlü bir konuda,insanın etkilenmemesi mümkün olmayan güncel olaylar,yolsuzluk iddiaları içersinde kim ne kadar doğruyu bulabilir. Bu ayni zamanda bu konuda fikir yürütmeğe çalışan bir çok kimse için,örneğin benim için de böyledir. Ama böyle bir çalışma gereklidir de, konunun netleşmesi başka türlü mümkün olmayacak ,sorunun hangi ya da kimin döneminde siyasal ahlâksızlığın daha çok arttığı gibi yüzeysel,seçim sloganı niteliğinde çerçevelerin dışında ele alınması, tartışılması ,anlaşılması sağlanamayacaktır. “Türk parlamentosu ,Türk toplumunun kaymağı değildir,kesitidir.”(Ferruh Bozbeyli) ⑤ Ayrıca,toplumumuzun,insanlarımızın davranış biçimlerini, değer yargılarını ,ilişkilerini kavramağa çalışmanın yollarından birisi de budur. Kanımca Türker Alkan’ın kitabı her iki bölümüyle (Türken Alkan’nın özgün çalışması birinci bölüm ile konu ile ilgili “Bildiriler” ve bildirilerin tartışıldığı ikinci bölüm) bunu başarmış,bilimsel çizgiyi kaybetmeden konuyu bütün yönleri ile gündeme getirmiş,tartışmaya açmış,irdelemiştir.
Ahlâk kurallar,moral değerler iktidarlara göre değil çağlara göre oluşur,belirlenir, değişir. İnsanların davranış biçimleri,moral değerleri,elbette,siyasi iktidarlara göre beş on yılda değişecek şeyler değildir. Bir iktidarın bir başka iktidara göre nüfuz suiistimallerine,yiyiciliğe daha çok imkan tanıması ise bir ahlâk sorunu olmaktan çok,idari,siyasi bir sorundur. Bu noktadan hareket edince varılacak durak tarihseldir. Araştırılması gereken Dr. Metin Heper’in yaptığı gibi “Türkiye’de Siyasi Ahlâkın Tarihsel Boyutları” dır.(6) Ama önce kendimizi,bilinç altımızı, geçmiş özleminden,-bu özlemde seçkinci bir anlayış yok değil- arındırmamız gerek. Maalesef Cumhuriyet dönemi örnekleri de,Osmanlı dönemi örneklerinden pek farklı değildir.
“(...) Bir gün Hâkimiyeti Milliye gazetesinde oturuyordum. Çankaya’daki evimi kiralayan Çek Sefiri beni görmeğe geldi. Biraz hoş beşten sonra dedi ki;
- Bizim Skoda firmasını biliyorsunuz. Bu firmanın Türkiye mümessili Sabur Sami Bey’dir. Bize söylediklerine göre kendisinin siyasi nüfuzu olmadığı için firmanın işlerini yürütemeyecektir. Onun yerine siyasi nüfuz sahibi bir kimsenin bulunmasını bana yazdılar. Aklıma siz geldiniz. Gazinin arkadaşısınız. Gazetesinin başındasınız. Lütfen bu mümessilliği kabul etmez misiniz?
Hepsinin asılsız olduğunu (...) anlatmağa çalıştım.
Bir gün Milli Savunmanın bir eksiltmesine katılan iki rakip firmadan ikisinin de temsilcisinin ayni milletvekili olduğu görülmüştü. "
...............
“(…) Rejimden hava parası vurmak hırsı nüfuz satıcılarını o kadar bürümüştü ki,bir gün Atatürk’ün kızıp yanına sokmadığı bir şahısla nüfuzlu dostlarından birisi arasında şöyle bir pazarlık yapılmıştı: Dostu bir kolayı bulup o şahsı sofraya davet ettirecek ve sofrada bir kolayına getirip,Atatürk’ün elini öptürerek affettirecekti. Busenin ücreti on bin lira idi. Meseleyi duyan bir arkadaşın tarizli müdahalesiyle bu kârlı iş son dakikasında akim kalmıştı.”
......................
(…) Hiç unutmam Hakimiyet-i Milliye gazetesindeki odamda oturuyordum. Başyazarlardan ve Banka idare Meclisi Reisi Siirt Milletvekili Mahmut yanımdaki odada çalışırdı. Arada kapı yoktu. Beraber konuşurken İstanbullu sigorta müdürünün geldiğini haber verdiler (Reasürans imtiyazını siyasi nüfuz yoluyla sağlayan Levanten sigorta müdürü) Pek neşeli müdür,Mahmut’un masası üzerine üç zarf bıraktı.
- Bu zat-ı âlinizin, bu (.......) Beyefendinin,bu da (........) Beyefendinin,dedi. Bu zarflar hisse senedi dolu idi.” (Falih Rıfkı Atay) ⑦
Doğrusu tarihsel olarak davranış biçimlerimizi,toplumsal ilişkilerimizi araştıran çalışmalar,belki de ben bilmiyorum,öyle çok değil. Nasıl insanlar olduğumuzu bilmediğimiz gibi bu konuda pek de kafa yormuyoruz. Ama kesin olan bir şey var,doğu ahlâkının gereği olabilir,”Eski Türk Seciye ve Ahlâkı” nda düello ve intihar yoktur. ⑧ Kitabın yazarı İ.H. Danişment’e göre bu bir meziyettir. Şüpheliyim; düello da intihar da bireyin bireysel onurun somut biçimde sergilenmesidir,bir başka değişle bireyciliğin en somut göstergesidir. Bu şüphesiz, Dr. Metin Heper’in ifadesiyle toplumumuzda tarihsel boyutlarda bireyin ,bireyciliğin bulunmadığı anlamına gelmektedir. Konuşmacının; “Türkiye’nin siyasal gelişmesinde kendi değerlerini topluma empoze eden gerçek bir aristokrasi ve burjuvazi gelişmemiştir. Örneğin aristokrasiye ait olan şeref kavramı ve burjuva değerleri olan verimli çalışma ve çalışkan olma gibi kavramlar Türk kültürüne yabancı unsurlar olarak kalmışlardır.” ⑨ görüşünü doğrulamaktadır. Moral değerler uğrunda fedakârlıkta bulunmayı,az veya çok sıkıntılara katlanmayı göze alacak kişiler,kanımca,toplumumuzda öyle pek fazla değildirler. Bunu yapanlar da hoş karşılanmamaktadır. İtiraz etmeyen,karşı çıkmaktan ,açık konuşmaktan çekinen,hatta itiraz edenleri,açık konuşanları biraz şüphe, daha çok endişe ile karşılayan bir halkımız olduğu muhakkaktır.
Stanford SHAW “ Osmanlı toplumunda kişisel ilişkiler ve davranışların temellerini “ birisi “had” diğeri “intisap” olmak üzere iki temel kavrama bağlıyor, kişiler ancak “had”leri ile sınırlı olmak üzere özgürdürler diyor, şöyle devam ediyor: “Kişisel had’lerin sınırları yazılı olmadığı için ,belirli bir hak ya da güç başka birisi tarafından gasp edilmişse ,buna şu veya bu yolla karşı konulmadıkça ,bu hak kaybedilmiş kabul edilirdi. Ancak Batı‘dakinin aksine , Osmanlı toplumunda kişisel onurun böyle çiğnenmesine tepki saldırganın ve saldırıya uğrayanın izafi mevkii ve gücüne sıkı sıkıya bağlıydı. Bir insanın onuru daha üst rütbedeki birisi tarafından çiğnenmişse, toplum intikamın o an için imkansız olduğunu kabul eder ve hakkı çiğnenin toplumsal yerini koruyabilmesi için göstermelik bir protestosunu yeterli kabul ederdi. Hakkı çiğnenen adamın gülümseyip de intikamını alması için düşmanının zayıf düşmesini beklemesini Osmanlı toplumu onaylamaktaydı.
Osmanlı düzeni içersinde kişiler arasındaki ilişkilerin çoğu güçlü bir insanla zayıfı arasındaki anlaşmadan doğan zımni bir ilişki olan intisap yolu ile yürümekteydi. Zayıf olan güçlünün servet ve mevkiini artırmak için kendisini tümüyle güçlünün emrine verir,güçlü de iktidar ve servet yükselişinde zayıfı koruması altına alır,ama hep kendisinden düşük mevkide tutardı.” ⑩
Dr. Metin Heper’in belirttiği batı aristokrasinin “şeref” kavramı yerine “had” kavramını, burjuva değeri “çalışma,çalışkan olma” kavramı yerine “intisap” kavramını yerleştirince ,yanlız tarihi değil,günümüzün çoğu olayları da açıklamasını bulmaktadır.
Hangisi doğru ? Bu,batı veya doğu,bakış açınıza bağlı. Kanımca yanlış olan böyle bir değerlendirme yapmaktır. Türker Alkan’ın kitabında bir çok yerde vurgulandığı gibi her topulumun kendisine göre ahlâki değerleri ,kuralları vardır. Toplumlar da ,aynen insanlar gibi,kendi hayatlarını yaşarlar. Sorun siyasal değil toplumsaldır.
..........................
(1) Türker ALKAN. “ Siyasal Ahlâk ve Ahlâksızlık” Bilgi Yayınevi 1993
(2) , (4) F. R.ATAY “Zeytindağı” S.24
(3) H.C. YALÇIN “ Siyasi Anılar” S. 148
(5), (6), (9) ) Türker ALKAN. “ Siyasal Ahlâk ve Ahlâksızlık” Bilgi Yayınevi 1993
(7) F. R.ATAY “Çankaya” cilt .2 s. 424,426,427. Dünya Yayınları
(8) S. SHAW “ Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye” cilt. 1 . s 233-234
(10) İ. H. DANİŞMENT “Garp Menbalarına göre Eski Türk Seciye ve Ahlâkı “
“Pazar Postası” 7. Mayıs. 1994 Sayı 20. Sayfa. 12

This work is licensed under a Creative Commons License.
