yeni defter
09 Mart 2008
 

E ş i t
İ ş l e m
G ö r m e
H a k k ı



Cengiz İlhan


Fransız ihtilâli ile gelişen ve evrensel bir nitelik kazanan ulus-devlet modeli ,çoğu devlet şekillerinden,örneğin Osmanlı İmparatorluğundan farklı olarak tek bir kimlik tanır;bu da ulusal,”yurttaş” kimliğidir. Bu devlet biçimine göre,bütün yurttaşlar evrensel bir değer olarak kanun önünde eşittirler ve kardeştirler. Cumhuriyet’imiz de bu modele göre kurulmuş, her türlü cemaat (communauté’) mensubiyetine dayalı ve ayırıcı, dini veya etnik veya mesleki veya bölgesel alt kimlik/ üst kimlik anlayışını reddetmiş, yurttaşlık;yani evrensel bir değer olan bütün yurttaşların eşitliği ve kardeşliği ilkesi üzerine kurulu tek bir ulusal kimlik tanımıştır. Bütün Anayasalarımızda (1924,1961,1982) bu hüküm tekrarlanmış,vurgulanmıştır. Bu Anayasamızda şekillenen merkezi ulus devletin olmazsa olmaz ön şartıdır; yurttaşları kanun önünde ,”hukuki konumları”na göre farklılaştırmak, bir başka değişle yurttaşlar arasında hukuki farklıklar yaratmak, kanun önünde eşitliği bu çerçevede kabul etmek mümkün değildir. Böyle bir fark yaratmak; dini veya etnik veya bölgesel veya mesleki alt kimlikler kabul etmek devletimizin temel felsefesi olan ulus devlet anlayışına aykırı düşer. Yurttaşlarının kanun önünde eşitliği üzerine kurulmuş,Fransa ,Yunanistan ve bizim gibi ulus devletlerde yurttaş kimliğinin üstünde veya altında farklı kimlikler bulunamaz. Örneğin Alevi,Sünni,Türk, Kürt, Çerkes, veya Doğulu,Batılı,veya Konyalı,Diyarbakırlı veya türbanlı -türbansız veya Memur, İşçi,Köylü, veya SSK lı,Bağ-kurlu,Emekli sandıklı gibi kimlikler olamaz,buna göre kanun önünde farklılıklar yaratılamaz;yaratılırsa ne olur; ayrıcalıklar ve farklılıklar içeren , çok kimlikli bir devlet sistemine geçilmiş olur.Bu da Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine,bu günlerde çok tartışılan laiklik ilkesine aykırıdır. Farklı kimlikler farklı topluluklar ( communauté’ler) anlamına gelir, bu da ulus devlet ve ancak buna bağlı olarak var olan günümüzdeki laiklik anlayışımız ile bağdaşmaz.

Bu bilinen gerçekleri şunun için tekrarlıyorum; Sosyal Güvenlik Kurumlarının Birleştirilmesi ile ilgili 2006 yılında kabul edilen ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu” ile, Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri, hizmet akdine dayalı ücretle çalışanlar, tarımsal işlerde ücretle çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar ve tarımsal alanda kendi hesabına çalışanları kapsayan beş ayrı emeklilik rejiminin, aktüeryal olarak hak ve yükümlülüklerin eşit olacağı tek emeklilik rejiminde buluşturulması amaçlanan” Kanunun iptali ,dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer tarafından Anayasa Mahkemesine dava edilmiş,dava dilekçesinde; “Kanun önünde eşitlik” ilkesine yeni bir yorum getirilerek,eşitliğin bütün yurttaşlar için değil,yurttaşların farklı hukuki konumlarına göre kendi aralarında,yani çeşitli topluluklara veya zümrelere göre farklı olarak söz konusu olabileceği fikri ileri sürülmüş, savunulmuştur:

"Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.
Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin zedelenmesi önlenmiştir.
Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmiş olmaz. Ancak, nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için değişik kurallar konulamaz."(*)


Bu fikir Anayasa mahkemesi tarafından da kabul edilmiş, karara bağlanmıştır:

Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez. (**)

Yani sosyal güvenlik kanunu önünde “tüm çalışanların” değil, konumuna göre farklı alt kimliklerin, İşçi,Memur,Esnafların kendi aralarında eşitliklerinden söz edilebilir;bir başka değişle bir memur ile bir işçi veya bir esnaf her üçü de çalıştıkları,bir “çalışan” oldukları halde,sosyal güvenlik açısından eşit olamaz,eşit işlem görme talebinde bulunamaz. Bu yurttaşların uğraşlarına göre kanun önünde bir alt kimlik yaratma,buna hukukilik kazandırmadır. Bunu kabul edildikten sonra,yurttaşların etnik,dinsel v.b konumlarına göre de bir alt kimlik kabul edilebilir. Karar,ilke olarak,bu kapıyı açmıştır.

Böyle bir türler arası eşitlik anlayışı, kişilerin türlerine göre farklılaştırılması ,evrensel kanun önünde eşitlik ve kardeşlik kavramına ne kadar uygun düşmektedir ? Bu bir mesleki alt kimlik yaratma,kişileri mesleklerine veya çalıştıklara yere göre farklılaştırma ,kimilerine tanınan farklılığı ve üstünlüğü hukukileştirme çabası değil midir? Yurttaşların kanun önünde farklı hukuki kimliklerinin kabul edilmesi farklı sosyal kimliklerin kabulü anlamına gelmez mi ? Her türlü alt kimlik anlayışını reddeden, tek bir yurttaşlık kimliği kabul eden Cumhuriyet’in ana felsefesi böyle bir yorum ve uygulamaya ne kadar uygun düşer.? Bu önemli konuya ,kabul edelim ki hukukçularımız olduğu kadar basınımızda da yeterli ilgiyi göstermemiş, sorun yeterince tartışılmamıştır.

* * *

Geçtiğimiz günlerde Anayasanın, “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddesinin son fıkrası değiştirilmiş, bu değişiklikle maddenin ikinci fıkrası, “Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır” haline gelmiştir. Doğrudur,ne kadar vurgulansa,ne kadar pekiştirilse,ne kadar güçlendirilse yeridir; kanun önünde eşitlik,eşit işlem görme hakkını da içerir. Ama bunun için her şeyden önce; “kanun önünde eşitlik “ kavramını, türlerin,zümrelerin veya sınıfların kendi aralarında eşitliği olarak değil, Cumhuriyetin temel felsefesine uygun olarak ,konumu ne olursa olsun,herkesin, tüm yurttaşların, tek tek,ayrı ayrı yani ferden ve kayıtsız ve şartsız olarak kanun önünde eşitliği şeklinde ele alınması ve yorumlanması gerekir. Anayasa mahkemesinin görüşü ise , görüldüğü gibi, şimdilik,buna uygun değildir.
(*),(**) Anayasa Mahkemesi Kararı .- Esas Sayısı : 2006/111,Karar Sayısı : 2006/112
Karar Günü : 15.12.2006 – Resmi Gazete ;30.Aralık.2006 .Mükerrer 5

Etiketler:



Powered by Blogger

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons License.